|
 |
 |
 |
 |
 |
Millet Vicdanı |
 |
|
Son zamanlarda ülkemizde olan bitenlere duyarsız kalmak elde değil.Yıllardır halkımıza her olayın altında dış güçlerin olduğu söylenilir.Bu tabiki kolaycılık ve ört bas edilmeye çalışmaktır.Tabiki bazı dış güçlerin ülkemiz üzerinde emelleri ve planları vardır ama her olayın arkasında onların yattığını düşünmek aptallık olur.Bir başka örnek:yıllardır 40 yıldır AB bizi oyalıyor, bizi hayatta birliğe almazlar diye anlatılır ve söylenilir.Acaba onlarmı bizi almadılar yoksa bizmi giremedik? Bu kırk yıl içerisinde bugünkü katı kuralları olmayan o günkü AET’ye girme fırsatı Yunanistandan önce oldu ama elimizin tersiyle çevirdik. Sonraki süreçte Topluluk insan hakları ve özgürlükleri hukukun üstünlüğü demokrasi konularında daha duyarlı olarak bu değer yargılarını kurallaştırarak bütün üye ve üye aday ülkelerin uyması gereken ortak bir zemin oluşturdu. Ne yazıkki ülke olarak kırk yıl bu konuda, yani 2000’li yıllara gelene kadar çok az bir mesafe katettik. Hep muhtıralarla darbelerle öğrenci işci olaylarıyla irtica laiklik gibi konularla uğaştık. Halkiyle bütünleşemeyen özgürlüklerden korkan yasakcı bir anlayış. Diğer taraftan bu sürecin uzaması Avrupa Birliğinin de işine geldi, kendi içine entegre etme zorluğunu bilerek Türkiyenin Birliğe girmeden önce dışardan entegre olması fikri hakim oldu.
Bu yasakcı baskıcı anlayış 2008 Türkiyesinde yine karşımıza çıkıyor, aslında hiç karşımızdan gitmediki. Devletin asıl sahibi bizleriz diyen bir kesim uzun yıllardır oluşturulmuş kadrolu bir yapı ve bu yapının milli iradeye karşı darbeci tavır ve eylemleri.
Biliyorsunuz en son örneğini Başörtüsü konusunda Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu karar da gördük. 411 milletvekilinin demokratik kararını hiçe sayıp kendi kendini yetkilendiren ve bunu hukuki bir zemine oturtmak isteyen siyasi bir anlayış. Yargı bu ve buna benzer (367 ile alakalı kararda olduğu gibi ) kararlarıyla hem Türkiye Büyük Millet Meclisine hemde yargi bağımsızlığına darbe yapmıştır.
Darbe yanlısı anlayış ve bunların işbirlikcisi siyasi kanattan bir parti milletin milliyetci duyguları üzerinden korku salarak sunni gündem oluşturup karalama kampanyası ile uğraşmaktadır. İktidar bütün fırsatları bu partinin elinden almıştır. Onlara da yalnızca milliyetcilik ve laiklik kalmıştır.Aklı selim olan bir insan bu oyunların farkına varmalıdır. Ortada birşey yokken yargı kendiliğinden muhtıra gibi bir bildiri yayınlama gücü görür ve bu gerginliğin sorumlusu hükümet gösterilir. Sendikalar ve hükümet karşıtı bir takım güçler ısrarla 1 Mayısı Taksimde kutlayacaklarını söylerler ve eyleme kalkarlar ama legal ve resmi polis gücünün müdehalesi abrtılı bir biçimde sunularak gerginliğin faturasi iktidara çıkartılır. Üniversitelerde başörtüsü problemi bir ciban haline gelmiştir, dünyanın hic bir üniversitesinde, Türkiye hariç, böyle bir uygulama yoktur. Bunun toplumun her kesiminde Problem olduğu ve çözüm gerektiği algılandığı halde, siyasi çözüm ortaya konulduğunda toplumda gerginlik yaratılmış olunuyor. Asıl gerginliği yapanlar çözümsüzlüğü yasakılığı benimseyen baskıcı bir zihniyettir.
Israrla bunun inançtan kaynaklandığını göz ardı edip siyasi bir simge olduğunu iddia ediyorlar.Peki bu siyasi bir simgeyse hangi partiye mal edeceğiz AKP?MHP?SP?BBP?DP?ANAP? hangi partili olacak bu türbanlılar.Varsayımlarla ülke yönetilmez. Türkiye, İran gibi olurmuş, vay onların kafasının ardında başka şey gizliymiş gibi uyduruk şeyler. Bu senaryolar geçmiştede tekrarlandı ve olan ülkeye oldu. Bu gibi, zemini varsayımlara dayalı tutucu kabuğundan çıkamayan fikir ve eylemler Türkiye’ye zarar getirerek önünü kapatır, ilerlemesini durdurarak faturasını millet öder. Bunun yanısıra İrandan gelebilecek ideolojik dalgalar Türkiyede az da olsa taban bulabiliyor veya örgütler kendine eleman bulabiliyor. Bunlarda gözönünde bulundurulsa da,bu gibi yapılanmalar istihbarat ve güvenlik güçleri yargı gibi devletin kurumlarıyla engellenebilir. Bu yapılanmaları engellemek için genel olarak özgürlüklerin önüne geçmekle bir çözüme ulaşılmaz
Kendini sosyal demokrat olarak adlandıran bir parti Ergenokon adlı bir örgütün avukatligini üstlenmiştir, bu olay bir siyasi partinin yaptıkları adına bu kadar vahim olamaz. Bu tavır, bu örgütün kollarının bu partiye kadar uzandığı ve de örgütün benimsediği anti-demokratik baskıcı faşizan fikirleri sahiplenmek anlamına gelir.
Türkiye artık kabuk değiştirmek zorundadır, bu kabuğu kırmaya zorlayan Toplumdaki sosyal değişim ise şimdiki iktidara bu kabugu kırdıracak gibi görünüyor. Yeniliğe açık olmayanlar, değişimi vatana ihanet gibi görüp bu konuda yaptıkları propoganda ile de devlette kendi konumlarını korumak istiyorlar. Devletin imkanları birilerine tabu birileri içinde vazgeçilmez olamaz.
SAYGILARIMLA
|
 |
|
|
 |
|
Yorum |
 |
|
Açıklama: Köşe Yazarlarımızın yazılarına yorum yazabilmek için Forum'umuza üye olmanız gerekiyor. (Üyelik tamamen ücretsizdir)
Bu köşeye yorum yazmak için tıkla
|
 |
 |
|
 |
|
|
 |
 |
|
 |